Biraz Enerjiniz Varsa Alırım

"Yav aç işte bi tane, noolucak, feyse giremiyoz, kız bekliyo zaten." diyordu. Yüzünde, erken yaşta hayatı silkelemiş, "adam olmuş" bir ergenin vakurluğu vardı. Arkadaşlarının ısrarıyla(!), ve kendi kullandığı telefonunu yeğenine vereceği için, "yapmıştı bişeyler, ayfon almıştı" işte. Bir GSM operatörü mağazası burası. Bu GSM operatörü de, şu kırmızı olanından. "Ya şu SMS'lerle fotoğraflar çok önemli kardeş ya, sana zahmet be, eskisinden atabilir miyiz?" diyerek, yılışık şekilde devam etti. Kabloları bilgisayara bağladım, ve laptopu uyku modundan çıkardım...

Yukarıda okuduğunuz kısa sohbet, batıda olup, üstelik de İstanbul'a konum olarak çok yakın sayılabilecek bir vilayetin, aşırı muhafazakar, ve milliyetçi olan bir ilçesinde bulunan bir mağazada, gün içerisinde, belki de yüzlerce defa meydana gelen bir şey. Teknolojiyle aram çok iyi olduğu için, ve bu dükkanın sahibi ile okey masasında (doğru okuyorsunuz) başlayan iyi(!) bir dostluk süreci sonrası, burada çalışmaya başladım. Halkın, sosyal paylaşım hedesi çıktığından beri geldiği (ya da gelemediği) noktayı, içler acısı buluyorum. Daha önceki yazılarımdan birinde, bu konuya değinmiştim, ama bu seferki, direkt olarak, bu insanların yanlarından ayırmadıkları zaruri bir şey: Akıllı Telefonlar. 

Müşteri 1: Kırklı yaşlarda, muhtemelen Karadenizli, ve enerjik bir abi bu. Saçları kırlaşmış. Esmer, ve zayıf. Gözaltları çökmüş. Zayıf olmasına rağmen, göründüğünden kuvvetli (sanayii&fabrikada çalışıyor olma belirtileri). Muhtemelen bekar. Henüz, köydeki akrabaları vasıtasıyla hayatının kadınını bulup, akşamları TV'de RTE'yi alkışlayacak duruma gelmemiş. Ama sınırda. Yükselmiş libidosunu, eski tuşlu nokya'sında yer işaretlerine kaydettiği "sibel can etek altı izle" sayfasından anlıyorum. Lakin, hükümet engelini aşamamış olacak ki, bir başka kayıtlı sayfada "threesome orgy" yazısını görüp, ufak bir şok yaşıyorum. Bu abi, ayfon beşes almış. Problemli müşteri kategorisinde şu anda. Telefonu şarj almadığı için, kapanmış. Servise göndereceğiz, ama o da ne? Teknik servis, epıl marka cihazlarda bulunan "ayfonumu bul" özelliğinin kapalı hale getirilmesini istiyor.(aksi takdirde cihaz geri geliyor.) Bu abi de, telefonu aldığı ilk gün, açtırdığı ayklod şifresinin ne kadar hayati önem taşıdığının farkında değil. O an tek düşündüğü, "Feys" indirip, daha rahat Sibel Can, ya da "Threesome Orgy" izleyebilmek. Mevzubahis "ayfonumu bul" özelliğini de hemencecik aktif hale getiriyor.(Tüm dünya, umarsızca o telefona sahip olmak istiyordu çünkü) Telefon da açılmadığı için, tek çare, vvv.ayklod.com adresinden bu özelliği kapatmak. İşte en büyük sorun çıkageliyor: Abi, epıl kimliğinin şifresini bilmiyor. Benim, bu işlerde deneyimli olduğumu, ve yemeyeceğimi düşünerek, mağaza müdürümüze bağırmaya gidiyor. Mağaza müdürü Erdal Abi de, onu buna pişman ediyor, ve ilk müşterimiz, içinden ağır söverek, dükkanı terkediyor.

Müşteri 2: Elli yaşın üzerinde, erkek. Kendi alanındaki otoritesi için diğer insanları, yaşı, ve tecrübesiyle bastırmaya çalışıyor. Yaşına göre çok enerjik, ve çok gürültü yapıyor. Yavaş yavaş baş gösteren işitme kaybından olsa gerek, ses tonlaması özelliği ara ara hata veriyor. Kendisini nasıl susturduğunu anlamadığım, aklı başında bir hanımı var bu abinin. Oğlanı yola sokup, evlendirmiş, kızı da bi iki seneye kalmaz, hali vakti yerinde biriyle evlendirecek. İlk torununu seviyor şu an. Onun için yapmayacağı şey yok. Dükkandan hızlı adımlarla giriyor, kontrolsüz bir ses tonuyla numarasını haykırıyor. Personelin, numarasını söylediğinde, aslında ne istediğini tahmin edeceğini zannediyor.(muhtemelen) Soluklanıp, tezgaha geldiğinde, ne işlem yapmak istediğini sorunca da bağırmaya başlıyor.(üç kuruşluk boktan bir hizmete sırf düzenli para ödüyor olduğu için çıkıntı yapmak) Fatura ödüyor bu amca. Fatura miktarını söylediğimde, ikinci dalga paparayı yiyorum. Neden yüksek geldiğini soruyor bana. Buna (gerçekten göremediğim için) cevap veremediğim için, Müşteri Hizmetleri'ni aramasını söylüyorum. Lanet okuyor. Gelinine de kontör yükletiyor. Çıkarken, Erdal Abi'yle ayaküstü muhabbet ederek, "Bi telefon veremedin bize yaaaauu!!" diyor, ve yüksek sesle gülerek, mağazadan ayrılıyor.

Müşteri 3: Otuzlu yaşlarda, bayan. Evli. Kocası, işinde gücünde, ve boşa harcama yapmayan (zira yüksek miktarda, ve tanımlanamayan borçları vardır bu insanların) orta karar biri. Borç ödediği için, faturasını da geciktirmiyor. Dolayısıyla, numarasının üzerine taahhütlü telefon alabilir.(taahhüt'e taattüt diyeni pamuklara sarmalar sararım ayrıca) Şimdi, karısı da, düzenli ödediği faturaların hesabını, telefon alarak kendisinden soruyor.(çünkü tam olarak, 'hehee düzenli fatura ödersin ha, al sana!' dermiş gibi bir hali var.) Karar veremiyor. Orta halli, ve uygun bir cihaz gösteriyorum. İlk iki seçeneği beğenmiyor. (kalite algısının başka insanlar üzerinden oluşması) son seçenek, beyaz bir ufaklık. (galaksi es üç mini) Kocası, "taattüt"ü imzalarken, içinden söyleniyor. Evvelinden, başının eti çok yenmiş, belli. Telefonun kılıfının rengini beğenmiyor bu abla. "Yaa pembesi yok mu, pembesi?" diye soruyor. Olmadığını söyleyince, haftaya uğrayacağını söylüyor, ve kocasıyla beraber, amacına ulaşmış, muzaffer bir komutan edasıyla mekandan çıkıyor.

Müşteri 4: Asi, atarlı genç. Abartı, ve kilolarca jöleli (pardon, wax diye cıvık bişeye geçti bunlar) bir kafaya sahip. Oldukça esmer. Tarlada, bağ-bahçede çalışmaktan hayvan gibi olmuş, ama vücudu çok orantısız. Açık renkli tişörtün altına giydiği pantolonun, götünde nasıl durabildiğine hayret ediyorum. Zira, uzaktan, altına sıçıp, götünü yıkamayı unutmuş gibi görünüyor. Kolları, rezil bir şekilde yapılmış (muhtemelen dövmeci abilerinden rica ederek, kendisi yaptı) dövmemsi işaretler var. Ne olduğunu, sadece onlar biliyor. Madde bağımlılığı, ve elektronik müziğe hiç girmedim dikkat ederseniz. Grup halinde geliyorlar, beklerken hepsi üç silahşörler gibi aynı anda telefonları çekerek, koordineli şekilde bildirimleri kontrol ediyorlar. Kızlardan gelebilecek en küçük bir bildirim, (facebook grup istekleri bile dahil!!) onlar için çok önemli. Ellerinde, hep 5, ya da 10 tl ile geliyorlar, ve "Facebook&Twitter" paketi istiyorlar. Sistemde, bu arkadaşların, Allah ne verdiyse, tüm konuşma-sms-internet aboneliklerine abandıklarını görüyorum. Hepsini iptal edip, FB&Twitter paketi'nin kalmasını istiyorlar. İşlem bittiğinde, operatör mesajını görmeden, dükkanı terketmiyorlar. Bazıları, kafası kıyakken bile gelebiliyor.

Müşteri 5: Aslında, çevredeki tanıdık esnaflardan birisi bu. Ülkemiz esnafındaki ucuz "üç kuruşa beş köfte" çakallığı güdüyor olacak, en az zararla, telefon alabilmek için (aslında sistemdeki mevcut, ya da olası bir açıktan faydalanabilmek için) sürekli uğrayıp duran insanlar bunlar. Muhatapları, Erdal Abi. İstedikleri şeyin gerçekleşmesi de, Erdal Abi'yi oldukça zor durumda bırakacağından (bayinin uyarılması, hatta kapanma ihtimali vs) her seferinde boyunları bükük ayrılıyorlar. En sonunda, hattı müsait bir tanıdıklarını kandırıp, (bu alışverişlerin sonu genelde kırgınlık, hatta kavgayla bitiyor) telefonu alıyor, ve arkasından bir de telefonun aksesuarı için yokuş yapmaya başlıyorlar. Olmadığı zamanlarda, ve cidden toptancılarda olmadığı için, alamıyor. Ama 2 ay boyunca, sırf aksesuar için o dükkana gelen tipleri de gördü bu gönül.

Velhasıl kelam, olayın sonu, tek bir yere bağlanıyor: İnsanımız, sahip olduğu akıllı telefonun, markası, ve modeli kadar toplumda önem kazandığını zannediyor. Aslında zannetmiyor, sosyal paylaşım hedesi, ve bilumum cemiyetlerde insanların kullandıkları telefon, onların gelirlerini, sosyal statü ve zekalarını belli eden bir etmen. 2.000 TL'lik bir "akıllı telefon"a sahip olurken, işlevselliği değil de, kamerası, bu insanlar için çok daha önemli. bir kaç yazıda, epıl şirketinin, ortadoğu'ya gönderilen ayfon cihazlarının önemli bir özelliğinin kısılarak gönderildiğini okumuştum. Yani, Kuzey Amerika, ve Uzakdoğu'daki akıllı telefon modellerinin arayüzleri, ve ek özelliklerine dokunulmuyor, ama Ortadoğu, ve diğer az gelişmiş ülkelere gönderilen cihazların bir çok özelliği kırpılarak, adeta kuşa çevriliyor, ve kitle beyin kontrolüne maruz kalmış insancıklarımız, iki-üç aylık maaşını bu şirketlere verebilmek için sıraya giriyor. Allah akıl-fikir versin, hayırlısı olsun diyor, susuyorum.

Yorumlar

Popüler Yayınlar