En Büyük Asker Bizim Asker!!!! (3)


Yer: Sakarya / Hendek Otogarı
Tarih : 13.12.2014
Saat: 09:42


       CHAPTER 4: İzmir'in Dağlarında Çiçekler Açar!!!!

Titreme nöbetleri, şişmiş boğaz, halsizlik ve yorgunluk dolu iznin son günüydü. Bunlar önemli değildi; gururlu olmak yeterliydi. Gurur doluyduk. Tüm aile olarak, gurur doluyduk, Allah'ım ne de güzel. Ve yine ailecek, otogarda yerimizi almıştık. Mustafa Kemal ATATÜRK'ün askeriydim artık. Ve ivedi olarak görevime (ameleliğime) başlamam gerekiyordu. Tüm aile fertleriyle vedalaştım, bu sefer onların da içi rahattı. Ankara'da oturan uzaktan amcam, beni karşılayacaktı ve misafir edip, birliğime teslim edecekti. Bu düşünce, hepsinin içini ferahlatıyordu. Otobüs hareket etti ve ailemi uzun bir süre göremeyecektim. "Hayırlısı" deyip, geçiştirdim. (Bu hayırlısı lafına toplumca illet olduğumuz halde, sıklıkla kullanıyor oluşumuz da ayrı bir konu.) Önümde oturup, aşklarını birbirine ispat amacı güden, lezbiyen eğilimli hatunların cıvık muhabbeti eşliğinde Angara'ya (evet Angara) geldik. Amcam ve kuzenim beni alıp, evlerine götürdüler, sağolsunlar. Teslim olmadan bir gece öncesi, kuzenle Ankara'nın altını üstüne getirmemin haricinde xtreme bir durum hasıl olmamıştı (iyi ki de olmamıştı) Sabah vakti, amcam, yengem ve kuzenimden oluşan heyet ile ANITKABİR'in kapısındaydık. Onlarla da vedalaştık (çarşı izinlerinde kessin geleceğime dair o sözü de verdim, evet) ve valizim, donuma kadar didik didik arandı. (Bu, aslında kapıdaki beyinsiz askerin yaptığı bir saçmalık imiş.) Amcamlar, arabaya binip gittiler ve ben tek başımaydım. Beni almaya gelen hücum yelekli iki asker, valizimi taşırken bana yardımcı oldular. Yokuşun başında "ANITKABİR'de görev yapmak herkese nasip olmaz" yazılı bir tabela görmemle, içimdeki kuşku arttı. Bölük binası uzaktan görünüyordu....

Evet, yazının devamında koca(!) bir yılı enine boyuna anlatacak kadar manyaklaşmayacağımı anlamış olmanız gerekiyor; zira oradaki her bir günüm, buraya ayrı ayrı yazılması gereken bir konu içeriyor. Ama kısa bir özeti geçmek isterim tabi, hehe...

Öncelikle, Anıtkabir'de bir bölük asker var. Sanıldığı gibi yalnızca saygı nöbetçileri yok. Bildiğiniz personel olarak kullanılan koca bir bölük asker var. Döndüğümde insanların gözlerindeyken yakaladığım o merak edilen soruların yanıtını aha şimdi yazıyorum:

1-Saygı nöbetçilerinin topuklarına veya omuzlarına kesinlikle iğne vb. tıbbi müdahale falan yapılmıyor. Bu bi tür şehir efsanesi. Orada sabit dikilebilmelerinin sebebi, saygı nöbetçisi olarak seçildikleri andan itibaren oldukça ağır bir eğitime tabi tutuluyor olmaları. Ben kendi görevime seçildikten 4 ay sonra dahi heriflerin Ankara soğuğunda hayvan gibi eğitim yaptıklarını gördüm. Eğitimin önemi falan.

2-Paşa'nın (Anıt'taki askerler Atatürk'e Paşa der) gerçek mezar odasına girmiş ve Anıtkabir Derneği'ndeki bazı görülmemiş fotoğrafları görmüş biri olarak, beyni pörsümüş gerizekalı ak-troll'lerin dediklerine inanmayın; Paşa'mız, Anıtkabir'e getirildikten sonra tamamen İslami usullere göre şu andaki gerçek mezar odasına defnedilmiştir. Hatta Paşa'ya ilk toprak atanlar İsmet İnönü ve dönemin başbakanı Adnan Menderes'tir. Atatürk'ün cenazesini de dönemin Diyanet İşleri Bakanı Rıfat Börekçi bizzat yıkamış ve namazını da kıldırmıştır. Bugün mezar odası, devasa bir pirinç kapıyla korunmaktadır ve sadece Genelkurmay Başkanı'ndan alınacak özel bir izinle içeri girilebilmektedir, ha "Sen Genelkurmay Başkanı'na yalvardın mı a be hırrım, nasıl giriyorsun?" dediğinizi duyar gibi oluyorum, Anıtkabir'de tezkeresi gelen her asker, Mustafa Kemal Atatürk'ün mezar odasına girme şerefine nail olur, uyandırmak istedim, akıllı olun.

3-Anıtkabir'in bilinmeyen bazı yerlerinde çok önemli sırlar olduğu da dönen dedikodular arasında. Oranın en kıdemli memurlarıyla yaptığım çay-sigara seanslarında bunun doğru olabileceğine dair bazı duyumlar aldım.

4-Maalesef bazı zamanlarda anıt bölgesinde yoğun bir öströjen salınımı oluyor ve bunu hissedebiliyorsunuz. Cıbıl cıbıl ortalıkta gezinen hatunlardan hiç bahsetmedim bak. 

5-Özel bayramlarda maalesef Atatürkçü geçinen insanlarla dolup taşan bir yer oluyor haliyle. Ama çığırtkanlık, gevezelik ve türevinden öteye geçemiyorlar. Anıtkabir'e gelenlerin %80'inin de buraya fotoğraf çekinmeye, genç ve heyecanlı olanların ise Batı ve Doğu ormanlarında sevişmeye geldiğini üzülerek belirtmek zorundayım. Mozoleden geçerken yerdeki mermerleri öpen, "Anıtkabir, laik adamın Kabe'sidir" diyen, ağlayan, zırlayan, bayılan (özellikle güzel hatunlar sıkça yapar, hehe) bazı gevşeklerin yanında, efendi gibi duasını okuyup, merakını gideren bilinçli ziyaretçiler yok mu? Tabi ki de var. Ve şahsen kendileri favorilerim. Bir de götünü başını açmaktan ziyade, gayet usturuplu şekilde gelerek, bayılmadan gidebilen güzel hatunlar da ayrıca favorim. Şapşikler ya, yerim onları ben. Neyse. 

6-Askerlik hala bir saçmalık!

Evet, bir yılın sonunda hissettiğim şu: Hani böyle uzak akrabanın evine yatıya kalmaya gidersiniz ya böyle, sanki öyle bi akrabanın yanına gitmişim de geri gelmişim gibi hissetmekteyim. "Askerlik sonrası bocalama" olayını da yaşayarak öğreniyorum an itibariyle. Yaptığım hiçbir şeyden zevk alamıyorum, herşey sıkıcı geliyor ve doğal olarak arada bir bölüğü özlüyorum. Sivildeki belirsizlik hali de cabası tabii. Ama bitti yani sonuçta, bitti.



Aha bu da toplucana çekilmiş fotoğrafımız. "Bilin bakalım been nerdeyiiim? ehin, ehin" seviyesizliği yapmıcam, kendiniz bulun.

Yorumlar

Popüler Yayınlar