Demon Possessed

Tarih: Temmuz'un Sonları
Yer: Hendek Cezaevi Yakınları
Sorun: Demon Possessed

"Adın?" diye sordu. Söyledim. Sarkastik bir bilgelikle, başını kaldırmadan "Yaşın?" diye sordu bu sefer de. Söyledim. (Kendi rızanızla birşeylere tabii olmanın çaresizliği) Kağıda düşünceli şekilde adımı ve yaşımı yazmış olmalıydı. Yazmayı bitirdikten sonra, "sende çok küçük yaştan beri nazar var çocum" deyiverdi. Benimle birlikte orada bulunan halam, gözlerini dehşetle açarak, "evet evet! bu çocuğa küçüklüğünden beri herrkes, herkes, of Allah'ım!" diye söylendi. Onaylandığını anlayan adam, aldığı gazla devam etti: "Sen günaha meyilli birisin evladım." Olan biteni şaşkınlığımı gizleyerek izliyordum. Aynı şekilde de, muhabbetin odak noktası olmamdan ötürü, durumlar, çok daha eğlenceli, ve ilgi çekici bir hal almaya başlıyordu...

"İki Çerkez, eski zamanlarda yürüyerek, komşu köydeki düğüne davetlilermiş. E tabi, o zaman elektrik, melektrik hak getire." Yaklaşık olarak, bundan 6-7 sene öncesi olmalıydı. "Üniversiteyi yeni kazanmış özgüveni" ile çevreme artistik bakışlar atıyor, ve herkese cahil muamelesi yapıyordum. Köyden komşumuz olan bu amcanın da dahil olduğu bir gece oturmasında idik. Amca ise ortamdaki yaşça en büyük olmanın verdiği rahatlıkla, ve aynı zamanda jest, mimikleriyle desteklediği bu hayret verici olayı anlatıyordu. Ve herkes, saçma, ya da mantıklı bulsa dahi, bu adamı dinlemeye koyulmuştu. Bazıları kayışı sıyırmış, olayın tamamen gerçek olduğunu, biz aldanmışların yanıldığını içten içe destekleyerek dinliyordu. "Düğüne gidip, dönerlerken, yolun kenarında bir topluluk görmüşler. Bir başka düğün. Selam vererek, kurulan sofraya oturmuşlar. Çerkez oyunu, erkekler, kadınlar, müthiş bir eğlenceymiş. İki misafire, koca bir Abhaz pastası* getirilmiş. Adamlardan biri, yemeğe başlamak için besmele çektiği an, herşey bir anda kaybolmuş, ve adamların önündeki Abhaz pastası, koca bir yığın hayvan pisliğine dönüşmüş. Eğer onlarla Çerkez oyunu oynasalarmış, evlerine asla dönemeyebilirlermiş.". Bitirdi, ve herkes dehşete kapıldı adeta, dalga geçenler de oldu tabii. Ama amcanın vakur halinde herhangi bir bozulma olmadı.

"Dinden uzaklaşmışsın evladım. Üç harfliler, seni ele geçirmeye çalışıyor. Bunu Müslüman olanları yapmaz. Bunlar Hristiyan olanlar." diye devam etti. "Bunun için inancına sahip çıkmalı, Allah'a yaklaşmalısın. Ama bu işler, sakalı iki gün uzatıp, üçüncü günü kesmek gibi değildir, günaha müdavim olup, tövbe etmek, bunlar kolaya kaçmaktır." deyiverdi. Kesmeye üşendiğim üç haftalık sakalım da nasibini almıştı. Küçükken çok güzel bir çocuk olduğumu, bu zamana kadar sürekli nazar olduğumu, olmaya devam ettiğimi de ekledi. İlgiyi sıcak tutarak devam etti. "Bu zamanların kıymetini bilmek lazım. Bundan 20 sene evvel, bu sohbeti yapamazdık mesela. Yirmi sene önce, bu sohbeti jandarma duysa, hepimizi içeriye tıkardı, ama şu an bu konuların serbestçe konuşulduğu zamanlardayız." dedi. Yüzümdeki ve tavrımdaki Gezi'ci eğilimi yakalamış olacak, bunu söyleme zorunluluğu hissetmiş gibiydi, yüzü ciddileşti. Elime kağıdı vererek, okumam gereken dua, ve sureleri yazdırdı, ayrıca Kuran-ı Kerim okumayı öğrenmemi söyledi. Söylediklerini not aldım. İçinde bulunduğum mevcut durumu olabildiğinde kabullenmeye çalışıyordum. Yazmayı bitirince, "sağ elinle de yazmayı öğrenmen lazım" diye devam etti. Yüzüne bakıp, "artık imkansız" iması içeren bir bakış attım."Yani tabi, öğrensen daha iyi" diye geçiştirdi. Asıl bomba yaklaşıyordu. Bunu hissedebiliyordum. Zaten Hristiyan "demon"lar tarafından "possessed" olmanın verdiği yılgınlıkla, konuşmasını bekledim. "Senin kurtuluşuna iki yol var." dedi. "Ya fabrikada, ya da ticarette senin kurtuluşun." dedi. "Bu ikisinden başka birşeye yönelirsem helak mı olurum?" lafı, bir anda ağzımdan fırladı. Ortamın uhreviyatından olsa gerek, "helak" lafını özellikle kullanmış gibiydim. Ama bu cümle, aynı zamanda hocayı sorgular bir ses tonunda çıktığı için hafif huzursuz olmuştum. Anlamadığım bir örnekle, açıklamaya çalıştı. Muhtemelen sırtını dayadığı "bazı kişilerin" saltanat çarklarından birisi olmamı istiyordu. Cevap vermedim. "Normalde bedenin bu şekilde değil. Gerçek görüntün, olman gerekenden çok daha güzel. Nazar, ve diğer üç harflilerin etkisinden dolayı daha çökük görünüyorsun." şeklinde fiziki, ve egoya yönelik, ufak bir tacizde bulunarak devam etti. Yine cevap vermedim. Halam, duyduklarından etkilenmiş olacak ki, amcamın gece gelen gıcık nöbetlerinden, ve yengemin sağlığının bozulmasından, başka şeyleri sorumlu tutuyordu. "İkisinin de beraber gelmesi gerekiyor, bakarız." dedi hoca. Çıktık. Amcamla yengem hakkında neler söyleyecek, delicesine merak etmekteyim sevgili okuyan.

NOT: "Gönlünüzden ne koparsa" dedi sadece. Halefleri gibi.

NOT: Dediklerinin beni ilgilendiren kısımlarını, tabii ki deneyeceğim. Gerisi, Yaratıcı ile benim aramda sonuçta di mi, hehe.

*Abhaz pastası, mısırununun, suda katılaşana kadar karıştırılmasıyla yapılan bir Kafkas yemeğidir.

DİPNOT: Hoca, amcamda üç harfliler, yengemde de büyü olduğunu söyleyerek, sonraki episode için bize yeşil ışık yaktı. Gözlemlerim sürecek.

Yorumlar

Popüler Yayınlar