Gel(mey)ecek Sevgiliye Mektup RELOADED

Merhaba "gerçek" sevdiceğim. Yine boş beleş insanları sen sanıp, çok büyük aldanmışlık ettim. Üzerine gül koklamışım gibi düşünme sakın. Sana yazdığım ikinci post bu, biliyorsun. İlkini okuyup, bazı fikirlere kapılabilirsin, normaldir. İşte tam olarak bu yazı, ilk yazıdaki bazı "eksiklik ve çatlaklıkları" gidermek amacıyla yazılmıştır, bilesin. Nasılsa gelmen çok düşük bir ihtimal olduğu için sana daha çooook yazılar karalarım ben. Gelecek olursan da, sakın ha burayı okuyup, egonu şişirme, kafanı kırarım senin.

İlk yazıdaki Elf Kızı, artık sadece bir anı olarak kaldı, ilk önce onu bi bil. Kabul ediyorum; iyiydi, hoştu, kalbim yerinden hopladı, heyecanlandım, çok da hoşlandım, ama sonu gelmedi, ortada kalıverdi işte. Herkes aslında, çevresindekilere "senin yerin burası" dermiş gibi bazı işaretler gönderir. O bana gönderdi, ben de ona. İnsan, ne kompleks bir canlı, değil mi bitanem?


Yalan yanlış yerlerde, aslında hayatımda olmamana rağmen, varmış gibi seni çevreme anlatıp, kaypaklık yapmadım hayatım. Toplumdaki saygınlığın canı cehenneme. Böyle bir toplumda saygınlığı olan insanın biraz da sorunlu biri olduğunu düşünüyorum. İlk yazıdaki kronolojiyi takip ederek söylüyorum meleğim: Beni daha iyi biri haline getirmeye çalışma. İlişkimiz resmileştiğinde, muhtemelen içgüdüsel olarak kötü taraflarımı tespit edip, bunları "olumlu" hale getirmek için çabalayacaksın, nolur yapma. Senin kötü dediğin şeyler, sen kötü olarak kabul etsen de, beni ben yapan şeyler. Beni sana çekici kılan şeyler. Beni gördüğünde seni heyecanlandıran şeyler. Bunları kendince "olumlu" hale getirirsen, beni çekici bulmamaya başlayacaksın, sen de biliyorsun. Kadınlık işte, anaçlık hep kalıyor.

İlk yazıya kadar geldiysen, muhtemelen buraya da uğrayacaksın. İlk yazıya kadar gelmek zor iştir deyip kısa keseyim hayatım. Aradan geçen bir senede hala zor biriyim, şimdi daha da zor biriyim, haberin olsun. İçinden dalga geçiyor olabilirsin, geçme. Tavsiye etmiyorum yani. Tekrar söylüyorum: Bana çeki düzen falan verme bebeğim. 28 yaşındayım, artık düzeltilecek bir tarafım olduğunu pek sanmıyorum. O yüzden, saçma sapan anaçlık gösterilerini bir kenara bırak ve nolur beni olduğum gibi kabul et. Ben haftanın 4-5 günü alkolün dibine de vururum, arasıra karamsar da olurum, sen bana bakma. Ruh halim gelgitlidir benim. En çok bu yönümden yaka silkeleyeceksin belki de. Beni herhangi bişeyden de mahrum falan bırakma. Pisliğe gireceksek, beraber kirlenelim, asil veya onurlu olmak, her zaman doğru seçenek olmayabilir.

Üzgünüm, önceki yazıda okuduğun o filmlerin çoğunu izledim. Ölmez, ömrümüz olursa, artık yenilerini izlemeye beraber gidiveririz. Hem sinemalar oldukça romantiktir, bilirsin. Saçma sapan filmlere, sırf beraber olmak için gitmek, çok seksi bişey bence. Sakladığım playlistteki o "özel" şarkıların çoğu da anlamını yitirdi artık. Bir özelliği yok, bazılarının hatırlattıkları var yalnızca. "Fon müziği de yok, hiçbişey yok, ne var lan it?" dediğini duyar gibi oluyorum bitanem, maalesef karşı cinse olan sempatim neredeyse yokolmuş durumda. Seninle bi ilgisi yok, sakın üzerine alınma.

Yine, yeni, yeniden Instagram'daki kaslı BMW sahibi yakışıklı kardeşimizin profilini stalklamaya devam ediyorsundur muhtemelen. Seri halinde 50 kere beğenirsen, evlilik teklifi oluyomuş, biliyo musun? (aha aha aha) Hala kaslı değilim. Hala arabam yok. Atomu da parçalayamadım zaten. Bunun için üzgün falan da değilim, çıtanı çok yükseltme sen. Alkol ve sigara, artık ters etki yapmaya başladı, neden bilmiyorum, ama zayıflamadım, aksine kilo aldım. (Yaşın kemale eriyor olmasından ötürü olacak) Hala inceyim, ama önceki kadar da kuruyup kalmadım, merak etme. Trafik kazasından sonra, daha sakin araba sürebiliyorum, manyaklığı yalnızken yapıyorum, korkma yani.

Ne kadar burda bıdı bıdı konuşsam da, ilk olarak tipime ve toplumdaki sosyal kimliğime bakacaksın, ardından kıçımdaki cüzdanın ne kadar kalın olduğuna bakacaksın, sonra da vücudumun kaslı olup olmadığına bakacaksın, yalan yok. Açık konuşayım, o esnada ben de senin vücudunu inceliyor olacağım, kaypaklığım lüzumu yok, sen de gayet iyi biliyorsun, birbirimizi kandırmayalım. Tuhaf ve sarkastik tavırlarım sana çekici gelmezse, soluğu BMW'li arkadaşın yanında alacaksın, bunu da iyi biliyoruz. (Çok kullandığımı farkettim, açıklama gereği duydum: BMW bir benzetme sadece) Bense kişisel gelişime devam etmeye çalışıyorum. Bertrand Russell, Arthur Schopenhauer ve Sigmund Freud okumaya başladım. Üçü bir aradayken zor oluyor, malum iyi kötü iş güç de var, vakit olmuyor.

Merak edebileceğin bir diğer soruyu cevaplayayım da fazla kıvranma: Evlilikle ilgili en ufak bir düşüncem dahi yok. Benim için oldukça uzak bir gelecekte, belki de hiç yok. Yerellik belirten herşey midemi kaldırmaya başladı zira. Evlilik eyleminin kendisiyle de bir problemim yok aslında. Benden çok hoşlansan bile, bu cümleleri okuduktan sonra vazgeçeceksin, veya inat yapıp beni evlenmeye falan ikna edeceksin, iki türlü de kabulüm bebeğim, sen işini bilirsin.

Etnik köken ve aile yapısı konularında düşüncem de değişmedi. Uyabilirim dersen, başımla beraber. "Saçmalık" dersen de seni suçlayamam, çünkü çoğu şey, gerçekten saçmalık.

Artık sabahları uyanabiliyorum. Uyansam da, eskisi kadar sinirli olmuyorum. Nasıl oldu, ben de bilmiyorum. Ama biraz asabiyet oluyor, o da hemen geçiveriyor. Ben de anlayamadım. İçki içince halen itin teki oluyorum. İşin kötüsü, itliğim, ayıkken de oluyor.

Geçmişteki ilişkiler konusunda konuşmayacağım. Çok anlamsız çünkü. İyi veya kötü de demiyorum, ama bi şekilde beni sana getirmiş bir süreç bu. Teşekkür etsem mi, etmesem mi onu da bilemedim. (Hiç bi boku da bilmiyorum, nası benden hoşlandıysan artık)

Karşılaştığımızda, sana gerçekten büyük haksızlık edeceğim. Umursamazlık ve hayvanlık hala olacak. (Üzgünüm, bu konuda hala yontulamadım) Burada da kaçıp gitmezsen, seni köye götürüp herhangi bi yere kitlemeyeceğim, endişelenme. Kocaman, büssürü seveceğim doğru, hem de çok miktarda seveceğim, bu da doğru. Ama o an yapacağım şey, sana da bi kadeh viski koymak olur. Böyle şeylerin kutlanması gerekir.

Gelmeyeceğini zaten anladım. Sana herhangi bişey de anlatmayacağım. Dolunayda viski içmek fikri halen hoşuma gidiyor, içki içiyorum, ama ayyaş da değilim. (Hatta ilginç şekilde ayık halimden daha mantıklı oluyorum) Korkma yani. Götümle içki içmeyi bırakalı baya bi oluyor. Dediğim gibi, ya uğraşmaya karar verirsin, ya da kalkar gidersin, ikisi de hakkındır. (Halen daha) Karar, yine senin.

Önceki tecrübelerimden dolayı hırs yapıp, bunun acısını senden çıkaracak kadar omurgasız biri de değilim, şimdiden haberin olsun. Merak etme, tünel de yok, ucu da bombok bi yere çıkmıyor. Yeter ki, ikimiz de insanlığımızı, nezaketimizi unutmayalım, gerisi zaten kendiliğinden hallolur.

Kesin ve kati konuşmaktan nefret ederim, ama hayatıma girmen, sana tüm mahremimi afişe etmek hakkını vermiyor, artı donuma kadar da araştırmak, soruşturmak hakkı vermiyor. Ruh hastası olduğumu düşünme, ama telefonuma dokunursan, senin ağzına sıçarım. (Çok ciddiyim) Paranoyaklık yapıp, gereksiz kıskançlıklar yapma, ufak bir kelimeyi kriz haline getirip, dünyayı bana dar etmeye kalkma, ağzına tekrar tekrar sıçarım, bir de bundan zevk alırım, bilesin. (Yeterince açık olduğumu sanıyorum) Mahremiyet herşeydir. Bir insan, eğer yeteri kadar yanlış yaptıysa, tüm çevresindekileri de kendisi gibi sanmaya başlar. (Kişi, kendinden bilir işi) Çok şüphelenme, beni de huylandırma, beni mutlu etmek için varsın, daha da germek için değil. Ortalıkta yeteri kadar göt var zaten. Kapito?

Bi de lütfen, IMDB (Internet Movie Database) yi sosyal platform sanacak kadar cahil olma. En önemlisini sona sakladım. Lütfen IMDB'yi bil.

Gel veya gelme. Gelirsen, bunları okursun, başımın da tacı olursun. Gelmezsen de keyfin bilir, he mi meleğim?

(IMDB'nin ne olduğunu lütfen bil, nolur bil, yalvarırım bil.)

Seni sevdiğimi de bil.

Yorumlar

Popüler Yayınlar