Gördüğüm Benim, Göremediğim Senin!!

Tarih: 16.04.2017

Yer: Sakarya / Hendek

Konu: Hızlı(!) Referandum




Uyandığımda, saatin öğleden sonra iki olduğunu farkettim. Nedense, gecikmiş gibi hissettim (Herhangi bişeyi yapmaya niyetlenip, o anda yapmak istememek) Kalkıp giyindim ve dışarı çıktım. Zira, memleket için çok önemli(!) günlerden birisiydi: Referandum günüydü, saat ikide uyanmıştım, kendime gelmem ve hazırlanıp çıkmam saat üçü bulmuştu. Sandıklar ise saat dörtte kapanıyordu. Kendime durduk yere aksiyon yarattığım ve götümü kaldıramadığım için kendime ayrıca küfrettim. Çarşı göbeğinde bulunan taksi durağının şöförlerini Vodafone zamanlarımdan tanırım. Çoğu telefon alabilmek için gelip beni dakikalarca esir ederdi. Ben de bunun yüzsüzlüğünü yaparak, şöföre seçmen kağıdını göstererek, beni ilgili okula götürmesini söyledim. (Okullarla ezelden beridir aram hiç iyi olmadı, olmayacak sanırım) Taksici, ilk denemesinde okulu bulamadı (Evet gerçekten ilginç) İkincisinde, işleyen taksimetreyi umursamadan "Yau tamam yau, Kız Meslek'tir Kız Meslek." diye geveledi. Sonunda okulu bulabilmiştik. İnerken, taksiciden numarasını istedim. Sandığın bulunduğu sınıfa girdiğimde, içerisi oldukça sakindi. İsmimi söyledim ve sandık başkanı zarf ve pusulayı elime uzattı. Zarflarda üç mühür bulunması gerekliliğini sandık görevlisiyken öğrenip, sonra da unutmamıştım. Seçim olayı hassas iştir. Tüm gerilimli ortamı gerektiğinde yatıştırmak, gerektiğinde de sert yaparak olayı kotarmanız gerekir çoğu zaman. Zarfı incelediğimi gören sandık başkanı da sert yapan gözlerle yüzüme baktığında, (herhalde yüzümdeki ciddiyeti anlamış olacak ki) "ehe ehe yau neden bakıyosun ki? Yok. Bak? Zarf marf, oy, hayırlısı felan ehi ehi" moduna girdi. Bilinçli ve farkında biri olmanın en kıyak taraflarından birisi de budur. Sizi mevcut konumundan aldığı güçle bazı yaptırımlara zorlayabilecek türlü hödük ve salaklara karşı dimdik ayakta tutar. Modern, bilgili, kültürlü olduğunuzu, konuşmanızdan, hal ve hareketlerinizden anlatabiliyorsanız, karşıdakinizden önde başlıyorsunuz (Sizin gerizekalı olmadığınız anlaşılmış oluyor) Mühürü de alıp, okkalı bir "HAYIR" oyu bastım. Çıkarken, zarfın uç kısmındaki yapışkanlı yeri yalamaya başlarken sandık kurulunun ilgili bakışlarını üzerimde hissettim. (İçeri girdiğimizde zarfı yalıyordu) "Zarfı kapatmana gerek yok yau, niye kapattın?" deseler de, kendimden emin şekilde, "Olsun abi, nolur nolmaz, hem ortalık karışık" deyiverdim. Eğer örneğini verdiğim durumlarda, bu kişiler, alttan alttan sizi etkilemeye çalışırsa, yaşlı insan inatçılığı, çok iyi bir çözümdür. "Olsun abi, neme lazım" deyip, zarfı sandığa attım. Eskilerin oy attıktan sonraki o vakur ve gururlu hallerini anlamaya başlamıştım. (Aslında bu vatandaşlık görevi bilinci değil, daha çok TV'de sürekli görüp duyduğu bişeyi doğrudan etkileyebiliyor olmanın vakurluğudur) Dışarı çıktım. Dışarda çiseleyen yağmur, bana şiddetle taksiciyi aramamı söylüyordu. Beni fazladan dolandırıp, ücret aldığını hatırladım ve keriz gibi yağmurda yürümeye karar verdim. Çarşıya geldiğimde her zamanki gibi çayımı söylemiş, sigaramı da yakmıştım. Bekleyiş başlamıştı. Sigarayı yere atmamla, bekleyişim sona erdi: Gelen Mehmet'ti. Beraber sıklıkla yaptığımız gibi bu hafta da referandumluydu bilmemne demeden almıştık biletleri, sinemaya gidecektik. Otobüse kadar eski arkadaş grubumuzun yaptığı mallıklar silsilesi hakkında uzun uzadıya gıybet içerikli konuşmalar yaptık. Lakin, her ne hikmetse, otobüsten inip, AVM'ye yürürken, hayata ve sosyal ilişkilere dair tespitlerimizi bu kısımda yaptığımızı farkettim. Sonunda AVM'nin kapısından içeri girdik. Giriş kapısının biraz daha ön tarafında bulunan mini orkestranın tıntınladığı sokak müziğini iplemeyerek, ilerledik. İlk önceliğimiz, biletimizi almaktı; zira filme beş dakika kala hıncahınç dolu olan bilet kuyruğuna takılmak istemiyorduk. Hiç bilet gişesine bile girmeden işimizi halletmiştik. Online bilet almanın faydalarından biriydi bu. (Şundan çok değil, bir kaç ay önce internetten kibrit bile almaya tırsan ürkek bedenim, online alışverişin kolaylığına kendini kaptırıvermişti. Ah be kapitalizm! Adama pabucunu ters giydirirsin valla.) Salona girdiğimizde, salonun oldukça kalabalık bir ergen topluluğuna evsahipliği yaptığını gördük. İşin garibi, genç ve görece eğitimli bu kesim, seçimi zerre kadar tınmayan davranışlar sergiliyordu. Daha da garibi, ben ve Mehmet de tınlamıyorduk! Işıklar karardı; açılan komikli Türk filminin fragmanına abartılı gülüşler yükseldi. (Böyle ortamlarda, abartı derecesinde yüksek sesle gülmek, sanırım popüler ve geçerli olanın nabzını tutmak, aynı zamanda da çok zekiyim altmetnini verme kaygısı içeriyor galiba.) En sonunda film başladı ve herkes, Dominic Torretto ve müthiş ekibinin en son macerasını izlemeye koyuldu. Yanımdaki kızın kımıl kımıl hareketleri ve bana rağmen inanılmaz şekilde rahat oturması, filme olan zevkimi birazcık törpülediyse de, genelinde film gayet iyiydi. Film arasında sigara içmeye çıktığımızda, Mehmet ile birlikte EVET oylarının biraz daha fark attığını görüp, çok da üzülmedik. Film sonlandığında, gidip, bir şeyler yemeye karar verip, Burger King'in yolunu tuttuk. Benim için bu sıralar özel olmaya çok yaklaşan biri için de ufak bir hediye almayı ihmal etmedim. Burger King'e oturup, yemeye başladığımızda, yine onu gördüm: Zeytin Kız, çalıştığı mağazanın içindeki tezgahlardan birine yaslanmış, duruyordu. Beni görüp görmediğini bilmiyorum, ama Mehmet, arada bir dükkanı kesiyordu. Bana şuanda neler yaptığını (tezgaha yaslanmak, dükkanı temizlemek, içeride gezinmek, vs gibi) söylüyordu. Kızların (hele hele Zeytin Kız gibi kızların) böyle şeyleri inanılmaz derecede büyütmek gibi eğilimleri olur. Başarısız bir ilişkinin ertesinde eğer hala bir şekilde ona bakarsanız, veya ilgilenirseniz, bunu, sizin onu unutamadığınız şeklinde yorumlayacaktır. "A be yrraam, peki neden her haftasonu kızın çalıştığı AVM'den bilet alıyorsun da sinemaya gidiyorsun?" dediğinizi duyar gibi oluyorum sevgili okuyan. Sorun şu ki, Zeytin Kız, onunla tanıştığımda bu AVM'de çalışmıyordu. Artı, konum olarak otobüs durağına yürüme mesafesinde gidilebilecek tek sinema. Artı, AVM'de olması, eğlenceli bişeyler yapma olasılığını baya bi arttırıyor. IMDB vakasını ve yaptıklarını henüz unutmadım sevgili okuyan, hemen gülme gevrek gevrek. Öhm. Yemeğimizi yiyip, kalkarken, acayip merak edip, son bir bakış atmak istedim. Orda değildi. Muhtemelen para bozmaya gitmişti. Galiba da o esnada beni gördü. AVM'de tanıdığım bir uzaktan akrabamla görüşüp, bir de kitap aldıktan sonra ağır adımlarla AVM'yi terkettik. AVM'den çıkıp, ağır adımlarla yürümenin, düğünden eve dönmek gibi bir hissiyatı olduğunu da ekleyeyim. Tabii ki de, Sakarya Merkez'de çalan kornalar, oluşturulmuş konvoylar ve çığlık atan genç kızların varlığından, EVET'in kazandığını öğreniyoruz ve Mehmet'le ikimize müthiş bir hüzün çöküyor. Yine başlıyoruz sosyal eleştirilere, ver ediyoruz, onu söylüyoruz, bunu diyoruz. Otobüsümüze dönüyoruz ve tekrardan yolculuk başlıyor. Adapazarı - Hendek yolunda, seçtiğim fon müzikleri eşliğinde hayata ve çoğu şeye dair düşünceler sarıp sarmalıyor o an. Aralarda, otobüsteki tuhaf tipler hakkında Mehmet'le Whatsapp'dan yorumlar yapıyoruz ve gülüyoruz. Belli etmese de, Mehmet te de aynı düşünceler hakim. Ama o, gizlemek istiyor nedense. Otobüs, Hendek'e geldiğinde, kalabalıktan çarşı merkezine giremiyor ve giriş yolunda inerek, birer çay içiyoruz. Sonraki film için haberleşeceğimize dair söz alıyoruz ve bir taksi tutup, evlerimize gidiyoruz. Mehmet, bendeki melankolinin gitmediğini anlıyor. Bir seçim de(!) böylelikle geçip gidiyor.

NOT: Hediyesini pek sevdi.

Yorumlar

Popüler Yayınlar